• ANA SAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • ÇALIŞMALARIMIZ
  • HABERLER
  • AB FONLARI
  • İLETİŞİM

    













  • Kronolojisi
  • Üye Ülkeler
  • Kurumları
  • Politikaları
  • Ekonomi
  • Hukuk
  • Genişleme Süreci
  • Türkiye İle İlişkiler

Ekonomi


  • Avrupa Merkez Bankası
  • AB Bütçesi
  • Avrupa Yatırım Bankası
  • Sayıştay
 

Avrupa Merkez Bankası

Almanya’nın Frankfurt kentinde bulunan Avrupa Merkez Bankası Maastricht Antlaşması’na dayanarak 1988’de kurulmuştur.Avrupa Merkez Bankası 1 Ocak 1999 tarihinden beri euro bölgesindeki tek para politikasını yönlendirmektedir.AB Antlaşması, para politikasının, ekonomik büyümeye, iş yaratılmasına ve sosyal bütünleşmeye en büyük katkıyı fiyat istikrarının sağlanması olduğu yönünde toplumdaki görüş birliğini yansıtacak şekilde, fiyat istikrarı sağlanması hedefiyle Eurosistem’i görevlendirmiştir.

Ekim 1998 tarihinde, Yürütme Konseyi para politikası stratejisini belirleyerek, tek para birimine geçişten çok önce kamuya açıklamıştır. Bu strateji, kamuoyunu nezdinde, karar verme ve sorumluluk temelinde güçlü bir çerçeve oluşmasını sağlamakta başarılı olmuştur.Bu AMB’nın güvenirliğinin Euro’ya olan güvenin başlangıçtan itibaren oluşması için oldukça önemliydi.

İlk yıllarda, tek para politikası önemli birkaç sorunla karşılaşmıştır.AMB, petrol fiyatlarının dört misline çıkması, bunun yanısıra döviz kuru ve menkul kıymet borsalarındaki hareketlenmelerle karşı karşıya kalmıştır. AMB aynı zamanda 11 Eylül terörist saldırılarının dünya ekonomisi üzerinde yaratacağı belirsizlik dönemi ve bunu takip eden jeopolitik gerilimlerle de uğraşmak zorunda kalmıştır. Bütün bunlara rağmen Avrupa Merkez Bankası halkın ve piyasaların güvenini kazanmayı ve sürdürmeyi başarmıştır.Olumsuz şoklara rağmen enflasyon düşük tutulabilirken, uzun vadeli enflasyon beklentisi göstergeleri AMB’nin fiyat istikrarı tanımana uygun şekilde muhafaza edilmiştir.

1 Ocak 1999 tarihinde Avrupa Merkez Bankası, ABD’den sonra gelen dünyadaki en büyük ikinci ekonomik bölge olan euro bölgesinin sorumluluğuyla görevlendirilmiştir. 11 ulusal merkez bankasının, ki bu sayı Yunanistan‘ın 1 Ocak 2001 tarihinde Avrupa Birliği’ne katılması ile beraber 12’ye yükselmiştir, para politikası sorumluluğunu, milletlerüstü bir kuruma devretmeleri, Avrupa ülkelerinin entegrasyonu uzun ve karmaşık bir süreci için bir dönüm noktası olmuştur.

Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Birliği ülkelerinin merkez bankalarıyla yakın ilişki içinde çalışan bir başkan ve yönetim kurulu tarafından yönetilir.AB kurumlarından ve üyelerinden bağımsız konumda olan AMB’nın rezerveleri yaklaşık 40 milyar euro tutarındadır.

 

AB Bütçesi

Avrupa’da Birleşik bir devlet kurma fikrinin kökenleri, günümüzden çok eski tarihlere Napolyon ve Viktor Hugo’ya kadar uzanmaktadır. Hugo’da düşünce, Napolyon’da ise eylem şeklinde kendini gösteren birlik fikri, önce siyasî ve askerî birliğin ve onun icap ettirdiği müesseselerin kurulmasını ve ardından ekonomik, sosyal ve kültürel birliğin sağlanmasını metot olarak kabullenmiştir.

Hitler’de de izlerine raslanan tepeden inmeci birlik sağlama metotu ile sonuca ulaşılamadığı gibi, çıkan çatışma ve savaşlar Avrupa'da büyük yaralar açmıştır.

Avrupa’da bir yandan askeri güce dayanan ve bir milletin hegemonyasında birlik sağlama çalışmaları sürerken, diğer yandan, özellikle Birinci Dünya Savaşından sonra, barışçı yollarla ve devletlerin eşitliği ilkesini temel alan birleşme çabaları ve fikirleri de gelişmeye ve yaygınlaşmaya başlamıştır.

1923 yılında Pan-Avrupa hareketinin lideri Avusturyalı Kont KALERGI İsviçre’yi, Alman Birliğini ve Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) örnek göstererek Avrupa Birleşik Devletlerinin kurulması çağrısında bulunmuştur. Bu çağrıyı, 29 Eylül 1929’da Cenevre’de çalışmalarına başlayan Milletler Cemiyeti toplantısından önce Almanya ve Fransa dışişleri bakanları tarafından yapılan bir “Avrupa Birliği” kurulması teklifi izlemiştir. Bakanlar, tekliflerinde, öncelikle Avrupa devletleri arasındaki işbirliğinin artırılmasını sağlayacak politikaların teşvik edilmesini önermişlerdir.

Avrupa’daki bu ve benzeri hareketler, emperyalist ve milliyetçi duygulara yenik düşmüştür. Bir yanda, hızla büyüyen ve dünyada kendisine yeni pazarlar arayan Almanya, diğer yanda ise, İngiliz ve Fransız sömürge imparatorlukları karşı karşıya gelmişlerdir. Menfaat çekişmeleri barışçı yollarla çözülemeyince, iş, her zaman olduğu gibi güç ve silaha düşmüştür.

Savaş, Avrupa’yı baştan başa yıkmış, iki büyük sömürge imparatorluğu, İngiltere ve Fransa, çökmüştür. Bu felaketler, Avrupalıları, yeniden barışçı yollardan birleşme çabalarına yöneltmiştir. Savaş sonrası, Avrupa devletlerinin tamamı zayıflamış ve dünyanın merkezi konumundaki Avrupa bu özelliğini kaybetmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği birer süper güç olarak ortaya çıkmış ve kıtayı ekonomik, askeri ve politik olarak ikiye bölmüşlerdir. Savaş aynı zamanda, Avrupalılara, zorla bir birliğin gerçekleştirilemeyeceğine olan inançlarını pekiştirme imkânını sağlamıştır. Buna paralel bir gelişme de uluslararası ilişkilerde kendini göstermiş ve tüm dünyada işbirliği fikri giderek yaygınlık kazanmıştır.

Bütün bu gelişmeler Avrupalıları birbirlerine yaklaştırmaya başlamıştır. Nitekim 1948 yılında Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı kurulmuştur. Teşkilata 1960 yılında ABD ve Kanada katılmış ve ismi de Ekonmik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) olarak değiştirilmiştir.

Bu hareketi, 1949'da askeri alanda işbirliğini geliştirmeye yönelik olarak kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatının (NATO) kurulması izlemiştir. Yine aynı yıl geniş kapsamlı işbirliğini geliştirmeye yönelik olarak, belli başlı amaçları arasında kişi özgürlüklerinin ve haklarının savunulması olan “AVRUPA KONSEYİ” kurulmuştur.

Bir başka gelişme de, 1954’de İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda arasında “Batı Avrupa Birliği” (BAB)'nin kurulmasıdır. BAB 1984 yılına kadar herhangi bir varlık gösterememiştir. Birliği etkin hâle getirmek amacıyla başlatılan çalışmalar, 27 Ekim 1984’ de yapılan bir anlaşma ile sonuçlanmıştır. Söz konusu anlaşma ile, güvenlik ve savunma alanlarında Avrupa fikrinin yaratılması konusunda görüş birliğine varılmıştır. BAB, özellikle Sovyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasından sonra ön plana çıkmaya başlamıştır.

Avrupa’da bir yandan böylesine gevşek yapıda işbirliği teşkilatları oluşurken, öbür yandan da, Avrupa’daki en önemli çatışma nedenlerinden biri olan ve iki büyük devletin, Almanya ve Fransa'nın, sık sık çatışmasına neden olan kömür ve çelik sektörlerinde işbirliğini sağlamaya yönelik çalışmalar, özellikle de Fransa dışişleri bakanı Schuman’nın büyük çabaları, bugünkü Avrupa Birliğinin doğmasına yol açmıştır.

Birliğin temelleri, 1951 yılında Paris Antlaşması ile kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) ile atılmıştır. Antlaşma ile başta iki ezeli düşman Almanya ve Fransa olmak üzere, Belçika, Lüksemburg, Hollanda ve İtalya, aralarındaki çatışmanın en önemli nedenlerinden biri olan kömür ve çelik kaynaklarını, milli sınırların ötesinde ortak bir pazar içinde bir araya getirmişler ve kontrolü uluslarüstü bir organa devretmişlerdir.

Bu hareketi, aynı altı ülkenin 1957 yılında imzalanan iki ayrı Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğunu (AAET) kurmaları izlemiştir.

Avrupa Ekonomik Topluluğu ile üye ülkeler, toplam ekonomik kaynaklarını ortak bir pazar içinde bir araya getirmektedirler. Bu amaçla mal, işgücü, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı sağlanacak, dış ticaret ve tarım gibi konularda ortak politikalar, milli politikaların yerini alacaktır.

Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu ise, nükleer enerjinin barış ve güvenlik içinde kullanılmasına yönelik olarak, ülkelerin nükleer enerjiye sahip olmalarını amaçlamaktadır.

Başlangıçta ayrı ayrı organlara sahip olan bu üç Topluluk, 1957 ve 1965 yıllarında imzalanan iki anlaşma ile gerçekleştirilen "Füzyon Hareketi" sonunda asli-yapısal organlarını birleştirmiş ve bu tarihten itibaren Avrupa Toplulukları diye de anılmaya başlamıştır.

Savaş sonrası Avrupa’da meydana gelen bu bütünleşme hareketine başlangıçta soğuk duran İngiltere ile İrlanda ve Danimarka'nın 1973, Yunanistan'ın 1981, İspanya ve Portekiz'in 1986 ve nihayet Avusturya, İsveç ve Finlandiya’nın ise 1995 yıllarında tam üye olmaları ile Topluluğun üye sayısı 15’e yükselmiştir.

AT, bir yandan yeni ülkelerin katılması ile genişlerken, diğer yandan bütünleşmenin içeriğini güçlendirmeye yönelik faaliyetler gerçekleştirmiştir. Bu alandaki en önemli adımlardan bir tanesi, 1985 yılında kabul edilen Avrupa Tek Senedi (The Single European Act) ile atılmış ve Roma Antlaşmasında önemli değişiklikler yapılmıştır. Tek Senet ile ;

  • Malların serbest dolaşımının sağlanması için sınırların kaldırılması,
  • Yönetimle ilgili sınır kısıtlamalarının kaldırılması,
  • Teknik ve mali engellerin kaldırılması,
  • Tüm Topluluk ülkelerinin hukukunu entegrasyon yönünde etkileyecek hukuki düzenlemelerin AT tarafından yapılması,
  • Avrupa markalarının tespit edilmesi,
  • Sermayenin serbest dolaşımının sağlanması,
  • Ulaştırma sektörünün geliştirilmesi,
  • Avrupa Parlamentosunun yetkilerinin artırılması,
  • Karar alma mekanizmasının değiştirilmesi kararlaştırılmıştır.

Roma Antlaşmasında bu güne kadar yapılan en kapsamlı değişiklikler ise 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan Maastrich Antlaşması ile gerçekleştirilmiştir. Resmî adı Avrupa Birliği Antlaşması olup, Avrupa Ekonomik Topluluğu adını, Avrupa Topluluğu olarak değiştirmiştir. 1992 yılı sonunda yürürlüğe girmesi kararlaştırılmasına rağmen, İngiltere’nin itirazları ve Danimarka'da yapılan halk oylamasında Antlaşmanın reddedilmesi nedeniyle, Antlaşma, ancak 1 Kasım 1993'de yürülüğe girebilmiştir.

Antlaşma sosyal ve ekonomik ilerlemeyi hızlandıran ve güçlendiren üç temel ilke üzerine oturtulmuştur. Bunlar;

  • Rekabet ilkesine dayanan serbest piyasa ekonomisi,
  • Kamu maliyesinin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi,
  • İkame etme ilkesi. Bu ilke genelde Topluluk müdahalesinin sınırlandırılmasını ve bazı alanlardaki yetki ve sorumlulukların üye ülkelere bırakılmasını öngörmektedir.

Antlaşma kademeli olarak gerçekleştirilmesi öngörülen dört önemli yenilik içermektedir. Bu yenilikler;

  1. Ekonomik ve Parasal Birlik: Ekonomi politikalarının yaklaştırılmasını ve 1999 yılında Avrupa Merkez Bankasının ve Tek Paranın gerçekleştirilmesini öngörmektedir.
  2. Avrupa Vatandaşlığı: AT vatandaşlarına yaşamakta olduğu ülkede yapılan Avrupa Parlamentosu ve mahalli seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı ile diğer bazı haklar tanınmaktadır.
  3. Ortak Güvenlik ve Dış Politika : Topluluğun gerek kendi içinde, gerekse üçüncü ülkelere karşı işbirliğini geliştirmesi öngörülmektedir.
  4. Adalet Mekanizması ve Polisiye Olaylar: Topluluk, adalet mekanizmalarının işleyişinde ve polisiye olaylar karşısında ortak hareket edilmesi öngörmektedir.

Maastrich Antlaşması ile Topluluğun fakir ülkelerine yeni bir yardımın yapılması da kabul edilmiş ve bu amaçla Uyum Fonu adı altında yeni bir fon kurulması kararlaştırılmıştır. Fona 1993- 1999 döneminde 15.150 milyon ECU tahsis edilmesi kabul edilmiştir. Aynı zamanda Fondan; İspanya’nın yüzde 52.58, Yunanistan ve Portekiz’in yüzde 16-20 ve İrlanda’nın yüzde 7-10 oranında yararlandırılması benimsenmiştir.

Avrupa Birliğine (AB) 14 Nisan 1987 tarihinde tam üyelik başvurusunda bulunan Türkiye’den başka, 3 Temmuz 1990’da Kıbrıs Rum Kesimi, 16 Temmuz 1990’da Malta, 20 Mayıs 1992’de İsviçre, 25 Kasım 1992’de Norveç, 31 Mart 1994’de Macaristan 5 Nisan 1994’de Polonya, 22 Haziran 1995’de Romanya, 27 Haziran 1995’de Slovakya, 13 Ekim 1995’de Letonya, 24 Kasım 1995’de Estonya, 8 Aralık 1995’de Litvanya, 14 Aralık 1995’de Bulgaristan 17 Ocak 1996'da Çek Cumhuriyeti, ve son olarak 10 Haziran 1996 tarihinde Slovenya tam üyelik başvurusunda bulunmuştur.

Bu ülkelerden Norveç ile tam üyelik müzakereleri sonuçlanmış, ancak, bu ülkede yapılan referandum sonucunda halk, Avrupa Birliğine hayır demiştir. İsviçre ise Avrupa Ekonomik Alanı ile ilgili olarak yapmış olduğu referandum sonucunda halkın hayır demesi üzerine, Avrupa Birliğine yapmış olduğu tam üyelik başvurusunu dondurmuştur. Yine tam üyelik müracaatında bulunan ülkelerden Malta, daha sonra bu talebini dondurmuştur.

Diğer taraftan, Avrupa Birliği, Kıta Avrupası ile olan ilişkilerini geliştirmek ve tüm kıtayı içine alacak bir pazarın yaratılması amacıyla, EFTA ülkeleri ile 1972 yılında Serbest Ticaret Anlaşmaları yapmıştır. Daha kapsamlı bir işbirliğine yönelik istekler sonucu 2 Mayıs 1992 tarihinde yapılan Avrupa Ekonomik Alanını Kuran Anlaşma ile EFTA ülkeleri ile olan ilişkiler daha da güçlendirilmiştir.

Anlaşma ile işgücünün, sermayenin, hizmetlerin ve malların serbest dolaşımına imkân sağlanmış, ayrıca, taraflar arasında ekonomik politikalar başta olmak üzere eğitim, çevre, araştırma-geliştirme ve tüketici politikaları gibi alanlarda ortak polikaların uygulanması kabul edilmiştir. Ancak, EFTA ülkelerinin önemli bir kısmının Avrupa Birliğine üye olmaları, bu Anlaşmanın önemini kısmen de olsa etkilemiştir.

Avrupa Birliği, özellikle Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Doğu Blokunda meydana gelen gelişmeleri yakından takip etmiş ve Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile işbirliğini geliştirmeye yönelik girişimlerini artırmıştır. Nitekim, yapılan görüşmeler sonunda Macaristan, Çekoslavakya ve Polonya ile 16 Aralık 1991 tarihinde Avrupa Anlaşmaları olarak adlandırılan Anlaşmalar imzalanmıştır.

Anlaşmalar;

  • Politik diyalog,
  • Taraflar arasındaki ticaretin serbestleştirilmesi,
  • Ekonomik ve teknik işbirliği,
  • Kültürel işbirliği,
  • Mali işbirliği,
  • Sermayenin serbest dolaşımı,
  • İşgücünün serbest dolaşımı,
  • Hizmetler,
  • Rekabet kuralları,
  • Ticarete ilişkin kurallar,
  • Mevzuat,
gibi konuları kapsamaktadır.

AB, Akdeniz Ülkeleri İlişkilerini, kurulduğu ilk yıllardan itibaren geliştirmeye önem vermiş ve 1972 yılına kadar birçok Akdeniz ülkesi ile ikili anlaşmalar yapmıştır. Bu dönemde, Yunanistan ve Türkiye ile tam üyeliği hedefleyen, Malta ve Kıbrıs ile ise gümrük birliğini öngören ortaklık anlaşmaları yapılmıştır. Güney Akdeniz ülkeleriyle de 5 yıllık süreler için geçerli olan tercihli ticaret anlaşmaları imzalanmıştır.

1970'li yılların başında, Akdeniz Politikası genel bir çerçeveye oturtulmuş ve "Global Akdeniz Yaklaşımı" denilen bir politika benimsenmiştir. Bu politika çerçevesinde Akdeniz ülkeleri ile süresiz anlaşmalar yapılmış ve mali protokoller ile ilişkilerin geliştirilmesi desteklenmiştir. Global Akdeniz Yaklaşım ile ilişkiler, ticari boyutun yanı sıra, mali ve teknik işbirliğini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir.

Ticari anlaşmalarla başlayan AB-Akdeniz Ülkeleri İlişkileri, günümüzde siyasi, ekonomik ve sosyal olmak üzere hemen hemen bütün alanları kapsayacak şekilde genişletilmektedir. Topluluk, Akdeniz ülkeleri ile 2010 yılına kadar "Akdeniz Ekonomik Alanı" yaratılması amacıyla anlaşmalar yapılmasını kabul etmiş ve bu güne kadar Fas, Tunus, ve İsrail ile Serbest Ticaret Anlaşmaları imzalamıştır.

Avrupa Birliği, diğer taraftan tarihsel bağlarla bağlı olduğu ve eski sömürgelerden oluşan ülkelerin de dahil bulunduğu ülkeler grubu (Afrika, Karayip ve Pasifik ülkeleri) ile ekonomik bağlarını güçlendirmek amacıyla 1963 yılından itibaren bir dizi anlaşmalar yapmıştır. Anlaşmalarla Topluluk tek taraflı ticari tavizler vererek anılan ülkelere mali yardım yapmayı taahhüt etmiştir. Bugün, bu anlaşmalar çerçevesinde Avrupa Birliği ile altmışbeşin üstünde ülke ilişki halindedir.

 

Avrupa Yatırım Bankası

Avrupa Yatırım Bankası (EIB), 1958'de Roma Antlaşması ile yatırımları finanse etmek amacıyla kurulmuştur. Avrupa Birliği’nin dengeli gelişimine katkıda bulunmaktadır. Avrupa Yatırım Bankası’nın merkezi Lüksemburg'dadır. EIB tüzel kişiliğe ve mali özerkliğe sahip olup, üyeleri Avrupa Birliği Üyesi Devletlerdir. Kar amacı taşımayan bir kredi kurumudur. Sermayesi Avrupa Birliği’ne üye ülkeler tarafından karşılanmaktadır. Avrupa Yatırım Bankası Yönetim Kurulu da üye ülkelerin maliye bakanları tarafından oluşturulmuştur.

EIB, fonlarının yüksek kredibiliteye sahip olması (AAA) nedeniyle en uygun koşullarda çok yüksek miktarlarda kaynak bulabilmektedir. Avrupa Yatırım Bankası, AB’nin uzun vadeli krediler veren mali kuruluşu niteliği taşımaktadır.

EIB, trans-Avrupa ulaşım ve telekomünikasyon ağlarının geliştirilmesine, çevrenin korunmasına, enerji kaynaklarının devamlılığının sağlanmasına ve endüstri ve küçük işletmelerin uluslararası düzeyde rekabet gücünün artırılmasına yönelik projelere finansman sağlamaktadır. Ayrıca, Birliğin üye olmayan ülkelere yönelik işbirliği politikasının hayata geçirilmesine yardımcı olmakta; Afrika, Karayipler ve Pasifik ülkelerinde, Akdeniz havzasında, Orta ve Doğu Avrupa'da, Latin Amerika'da ve Asya'da faaliyette bulunmaktadır.

Avrupa Yatırım Bankası’nın finanse ettiği projelerin önemli bir bölümü, ekonomik açıdan geri kalmış bölgelerin kalkınması amaçlı projelerdir. EIB kredileri, başta yapısal fonlar olmak üzere Avrupa Birliği’nin diğer mali araçlarını desteklemektedir. Avrupa Yatırım Bankası kredilerinden gerek kamu gerekse özel sektör projeleri yararlanabilmektedir.

Avrupa Yatırım Bankası Proje ve Finansman Şartları

Projeler genel ekonomiye fayda sağlamalı, teknik olarak proje işlemeli, mali açıdan kendi kredisini kazanacak düzeyde olmalı ve çevreye duyarlılık taşımalıdır. Bütçesi 25 milyon Euro kadar olan projeler küçük ve orta boy proje; bütçesi 25 Euro’nun üstünde olan projeler ise büyük projeler olarak kabul edilmektedir.

Sanayi projelerinde asgari 4 yıl azami 15 yıl vade şartı konulmuştur. Faiz oranları en düşük düzeydedir. Yatırım tutarının %50’si oranında kredi imkanı vardır. Kamu’da hükümet garantisi, özel sektörde A düzeyinde notu olan Banka teminatı gerekmektedir. EIB; döviz riskleri, ödeyememe konusundaki riskler (Kamulaştırma durumunda) ve savaş durumundaki riskler gibi çeşitli risklerle karşılaşmaktadır.

Avrupa Yatırım Bankası kredilerinin Türkiye’deki kullanımında, iki temel yöntem göze çarpmaktadır. Alt yapı yatırımları kredilerin kullanıldığı en önemli alandır. EIB’nin yatırım tutarı 25 milyon Euro’dan fazla olan ve bireysel kredi olarak tanımladığı krediler, kamu kuruluşlarına ve belediyelere Hazine Müsteşarlığı’nın garantörlüğünde verilmektedir. Kamu kuruluşlarının kredi başvuruları Hazine Müsteşarlığı aracılığı ile yapılmaktadır. Hazine Müsteşarlığı kendisine iletilen ve uygun bulduğu kamu projelerini Avrupa Yatırım Bankası’na sunar. Kamu kuruluşlarının aldığı kredilere Hazine Müsteşarlığı teminat vermektedir. http://eib.eu.int

 

Sayıştay

Avrupa Birliği’nin mali yönetimini izleyen Sayıştay 1977’de kurulmuştur.Her üye ülkeden bir olmak üzere toplam 15 üyeden oluşur.Sayıştay başkanı üyeler tarafından kendi aralarında seçilir.Başkanlık süreci üç yıldır ve üç yılın sonunda ikinci bir dönem için yeniden seçilmek mümkündür.Sayıştay toplantılarını ve çalışmalarını Lüksemburg’da sürdürür ve görevi Avrupa Birliği’nin tüm gelirlerinin alındığını ve tüm harcamalarının yasal ve düzenli bir şekilde yerine getirildiğini ve AB bütçesinin iyi bir şekilde idare edildiğini kontrol eder.AB fonlarını idare eden herhangi bir organizasyonu denetleme ve uygun olması halinde konuyu Adalet Divanı’na götürme hakkı vardır.